9 Şubat 2017 Perşembe

Kozmetik Ürünlerdeki Tehlike!

Gün içinde kişisel bakımınız için hangi kozmetik ürünleri kullanıyorsunuz? 
Yüz kremi? El kremi? Deodorant ? Peki her gün en çok kullandığınız sabun, sıvı sabunlar yada banyoda ki şampuanınız, saç kreminiz yada vazgeçemem dediğiniz parfümünüz.
 Bu ürünlerin kimyasal analizlerinden tüyler ürperten sonuçlar ortaya çıkmıştır. Araştırmalara göre bu malzemeler birçok kadın için günlük hayatın bir parçası olsa da sağlık açısından büyük bir riski de beraberinde getirmektedir. Bu kozmetik ürünlerini kullanan bir kadının vücudu her gün 515 kimyasal maddeye maruz kalıyor. Bu kimyasal maddeler alerjiden, hormon bozukluğuna, doğurganlık sorunlarından kansere kadar birçok rahatsızlığa neden olabiliyor.

Her gün cilt bakımı için kullandığınız doğal olmayan bir yüz kremini düşünelim. İçinde neler var? 

Su, alkol, dimetikol, sodyum borat TEA, sorbitol, metil paraben, propil paraben, butil paraben, mentol C-12-15 alkil benzoat, fenoksietanol, propilen glikol, tokoferil asetat, potasyum sorbat, sodyum benzoat, EDTA, titanyumdioksit. Bunlar kremlerde sıklıkla gördüklerimiz. Görüldüğü üzere basit bir yüz kremi bir kimya fabrikası gibi.
Ne yazık ki kozmetik üreticilerinin renkli reklamlar, harika görünen kadınlar ve pırıltılı ambalajlar eşliğinde büyük mucizeler ile bizlere sunduğu ürünlerin çoğunda özü itibari ile bizler için zararlı kimyasallar kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda kozmetiklerde kullanılan 400 den fazla toksik elementin artıkları kanda ve yağ dokusunda bulunmuştur. Cilde ve deriye uygulanan kimyasallar, cildin geçirgen özelliği nedeniyle direkt olarak vücudumuza girer ve kılcal damarlar vasıtasıyla kan dolaşım sistemine geçebilirler. Eğer derimiz ve cildimiz geçirgen olmasaydı tehlike bu kadar önemli olmazdı. Deri tarafından emilen kimyasallar ağız yoluyla alınanlardan daha tehlikeli olabilir. Ağız yoluyla alınan kimyasalların bir kısmı sindirim sırasında bertaraf edilirken, deri tarafından emilen kimyasallar doğrudan kana geçiyor.


Saç spreyleri, parfümler ve pudralar solunum yolu ile, rujlar yutularak, kremler ve saç boyaları deriden geçerek vücuda giriyor. Aslında hepimizin yapması gereken aldığımız ürünlerin etiketlerini okumak. Okumakta ne yazıyor çoğunu bilmiyoruz. Hepsinin özelliklerini bilmek belki imkansız ama en sık rastlanan zararlı maddelere birlikte bakalım;


Koruyucu Paraben

Kozmetik, cilt bakım ürünlerinde raf ömrünü uzatmak ve koku giderici olarak kullanılmaktadır. Alerjik reaksiyon ve ciltte kızarıklığa neden olabilir. Günlük hayatta en çok kullandığınız deodorantlarınızda var. Deodorantı koltuk altına sıkılıyor, yan lenf bezlerimizin bulunduğu kısma. Direk lenflere ulaşıyor... 
Parabenler hem zehirli hem de toksik özelliği taşırlar.  Vücutta östrojen hormonunu taklit eden madde olarak da bilinmektedirler. Bu ne demek oluyor? Bu madde bizim vücudumuza girdiği zaman östrojen hormonunu taklit ederek vücudunuzun hormon dengesini direk olarak etkiliyor. 
Paraben adlı madde öyle uygulandığı yerin yüzeyinde kalmıyor. Cildimize, dokularımıza, kan ve idrarımıza dahi geçtiği tespit edilmiştir. Yani vücudumuza komple sızıyor.
İngiltere'de son araştırmada, kadınların artan meme kanseri ile paraben kullanımı arasında ilişki gözlemlenmiştirMeme kanseri olan kadınlar baz alınarak yapılan bazı deneyler için onlardan tümör  örnekleri alınmıştır. Alınan tümör örneklerinde oldukça fazla miktarda paraben olduğu tespit edilmiştir. Vücuttaki hormonal reaksiyonları artıran kimyasal bileşiklerin kullanılması özellikle de östrojen hormonu ile yükselmesi, meme kanserinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. 

Alüminyum (E173)
Genelde vücut kokusu için üretilen ürünlerde kullanılmakta. Yaşlılık ile ilişkili Alzheimer hastalığıyla ilişkisi olduğu düşünülüyor. Meme kanseri gelişimine neden olabiliyor. Gıdalarda da sık sık karşımıza ne yazık ki çıkmakta. Bulantı, kusma, iştahsızlık, gastrit, mide ülseri, böbrek bozuklukları, sinir sistemi tahribatı gibi bir çok yan etkisi vardır.Mutlaka sakınılmalıdır. 

Madeni yağ
Petrol türevidir. Vücut kremleri ve kozmetiklerde temel malzeme olarak kullanılır. Bebek yağı% 100 mineral yağ ile yapılır. Kaplayıcıdır, cildin salgıladığı toksin örtü üstüne rahat çıkamaz. Böylece cilt zararlı toksinleri dışarı atamaz.


Sodyum Lauryl sülfat (SLS) ve Amonyum Lauryl sülfat (ALS)
Genellikle şampuan, diş macunu, yüz sabunu, deterjan ve vücut banyo temizlik ürünlerinde kullanılır. SLS ve ALS ciltte tahrişe neden olabilir. İkisi de kolayca vücut tarafından emilebilir. Bu ucuz maddeler çok miktarda köpük yaratıyor. Bu maddeleri içermeyen şampuan veya temizleme jelleriniz pek de köpürmez, buna üzülmeyin. Unutmamanız gereken en önemli ayrıntı temizleme ürünleri köpürmemesi demek güzel temizlemiyor demek değildir. Bu bize reklamlar ile oluşturulan yanış bir algıdır. Ben köpürdü mü saflığında şüphe ederim ve almam. 


Propylene Glikol
Bazı güzellik ürünleri, kozmetik ve yüz temizleyicilerinde bulunur... Kontakt dermatit denilen, "derinin zararlı sayılan bir uyarana karşı verdiği yanıt"a sebeplerden biri olarak görülür. Bağışıklık sisteminiz ona tepki vermiştir! Son çalışmalar, bu maddenin böbrekler ve karaciğere zarar verebileceğini de gösterdi.


Izopropil alkol
Alkol bazı cilt bakım ürünlerinde çözücü olarak kullanılır. Bu madde deride tahrişe sebep olabilir ve derinin koruyucu örtüsünün dengesini bozabilir. Ayrıca, erken yaşlanmaya neden olabilir.


DEA (Diethanolamine), TEA (Triethanolamine) ve MEA (Monoethanolamine)
Kozmetik ve cilt bakım ürünlerinde rastlarsınız. Kanser riskini artıran tehlikeli şüpheli malzeme listesindedir. Alerjik reaksiyonlar yapabilir ve uzun vadeli kullanımında böbrek ve karaciğere rahatsızlık vereceği söyleniyor..



Polietilen Glikol (PEG)
Kozmetik ürünleri kalınlaştırmak, kıvamlamak için kullanılır. Cildin bakterilere karşı daha savunmasız kalmasına neden olabilir, cildin doğal nem tutma dengesini bozabilir

Parafin (E905) 
Petrol/ Polietilen ve linyit hidrokarbonlarının sentetik karışımıdır. Kozmetik ürünler, Sakız, meyveler, ve ilaçlarda kaplayıcı, yağlayıcı çözücü ve köpük engelleyici olarak kullanılıyor. Çikolatalar hariç şekerleme ürünlerinde, sakız, hazır kahve, limonata, dondurmada çözücü ve köpük engelleyici olarak; kavun, karpuz, portakal, avakado, armut, ayva, limon, elma, papatya gibi çok sayıda meyvede parlatıcı ve çürüme geciktirici olarak kullanılır. Yani bu tehlikeli madde olan Parafini; kozmetik ürünlerde suya karşı dayanıklılığını arttırır ve bu sebeple daha kalıcı olmasını sağlar. Cilt bakım ürünlerinde ise cildin gözeneklerini tıkar ve nemin ciltte daha uzun süre kalmasını sağlamak amacı ile kullanılır. Bu şekilde cilt yumuşacık olur ve kuru kalmaz. Yiyeceklerde ise daha uzun süre bozulmadan muhafaza etmek için kullanırlar.  Parafine PHA(E320) BHT (E321) katkı maddelerine eklenir. 
FAQ ve WHO ekiplerinin 1991 yılında yaptığı araştırmalarda karaciğer ve lenf sisteminde sorunlara yol açtığı görülmüştür. Aynı ekibin 1995 yılında yaptığı deneylerde de kanser lezzyonlarına neden olduğu gözlenmiştir. Vitamin, mineral eminimine engel olur. İshale yol açar. Hamileler ve bebeklerde kanamalara yol açar. 

Dioksin
Araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi "doğal steroid" hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığından söz ediyor. En ufak miktarları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor.
Dahası dioksinler ve kuzeni "furans" yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimi gösteriyor. Dioksinlere anne sütünde dahi sıklıkla rastlanıyor. Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalabiliyor.

Yapay kokular, aromalar
Parfüm, krem, şampuan, duş jeli, deodorant, sabun, deterjan, oda parfümleri ve aklınıza gelecek bir çok şeyde sentetik kokular ne yazık ki bulunmakta. Artık günümüzde bu kokulara insanlar o kadar alıştı ki onlar olmadan temiz olmamış gibi hissediyorlar. Ama bu sentetik kokuların verdiği zararlar o kadar çok ki! Çoğu insan kokuları eskisi gibi çiçeklerden ve doğal yöntemler ile elde edildiğini düşünüyor. Mis gibi lavanta kokan çamaşırlarınız aslında gerçekten lavanta kokmuyor. Bugün parfümlerin içeriği %95 oranında petrol ve kömür ürünü aromatik bileşikler, sentetik kokulardır. Bu yapay kokular; astım, sinüzit, böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına, DNA bozulmalarına, göğüs ve prostat kanserlerine, hormon dengesizliklerine,  halüsinasyon, baş dönmesi, depresyon, baş ağrısı, vertigo, kalpte ritm bozuklukları, hipertansiyon, ödemler, epilepsi benzeri kasılmalar, donukluk, kulak çınlaması, görme bozuklukları, kan hücrelerini öldürme etkisiyle kansere sebep olurlar. Bebeklerin kendi giysilerinden, annelerinin üstlerinden, oda kokularından ve bir çok yol ile bu aromalara maruz kalmaları onların ilerleyen yaşlarda alerji olmasına davetiye çıkartıyor. Tabi bunun yanında astımda olma riskleri arıyor. Zaten günümüzde bir çok çocukta sık sık rastlanmaktadır. 

Parfümsüz yapamam diyenlerdenseniz ben de 7 sene önce ilk duyduğumda her şey tamam ama parfümümü bırakamam, asla! diyordum. Bugün değil o parfüm, yoldan yanımdan geçen birinin parfümüne bile tahammül edemiyorum. 
Siz  önerim siz hayatınızdan diğer kimyasalları çıkartmakla işe başlayın. Vücudunuz temizlendikçe o kendisi zaten parfümü istemeyecek. 
Şu anda mağazalara sıkılan kokular yüzünden mağazalardan alışveriş edemez oldum, bir arkadaşımın saçında ki şampuan kokusu bile yanındayken beni rahatsız ediyor.  Bu sadece benim çok yoğun, kötü kokuyor gibi tepki vermiyorum. Sentetik kokulara maruz kaldığımda direk başım ağrımaya başlıyor. İnanın vücut temizlendikten sonra onun için zararlı olana çok duyarlı ve tepkili olmaya başlıyor. Ama sizi çok uzun süre uyarmıyor ısrarla aynı şekilde devam edince uyarmayı bırakıyor. 

Günlük hayatınızda sağlığımız için tehdit oluşturan bu kadar zararlı kimyasalları içeren ürünleri kullanmak ise bize sanki bir zorunluluk, hayatımızın olmazsa olmazları gibi gösterilmiş. Pazarlama stratejileri, reklamlar bizleri adeta kimyasallara bağımlı hale getirmiş durumda. 
Hem kendimiz, hemde sevdiklerinizin sağlığı için bilinçlenme ve uyanma artık bizler için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bundan sonra isterseniz bu ve bunlar gibi kimyasallardan uzak ürünler almanız hem kendinize, hem de sevdiklerinize yapacağınız bir iyiliktir. 

27 Aralık 2016 Salı

Eyvah Hasta Oldum!!!

Madem grip salgını bu kadar yaygın o zaman artık kış başından beri yazmak isteyipte yazamadığım konuyu yazma vakti geldi.

Şu anda içinde bulunduğumuz zamanda en büyük sorunlardan biri gereksiz kullandığımız ilaçlar ki bunun başında antibiyotik geliyor. Günümüzde o kadar çok kullanılıyor ki yakın bir gelecekte artık piyasada ki antibiyotikler etkisiz olacak çünkü mikroplar direnç göstermeye başlamış. Bunun bir nedeni de mesela tavuktanda antibiyotik alıyor olmamız ama bizim de her hastalıkta kullanmamızın etkisi var. Aslında ilaçta kullanmak çok iyi değil.

Peki hem hasta olup hem de ilaç kullanmadan nasıl hastalığı yeneceksiniz.

Kendi hayatımdan bahsetmem gerekirse en son kullandığım antibiyotiğin tarihini hatırlamıyorum bile. Belki 4 sene oldu belki de daha da eski. Tabi ki bu seneler içinde hastalandım hatta 2013 senesinde sigarayı bıraktıracak kadar büyük bir grip bile atlattım. Ama antibiyotik kullanma tercihim olmadı. Bir kere 38 buçuk derece ateşi görene kadar ateş düşürücü bile almıyorum. Onlar yerine neler yaptığımı yazayım.

İlk olarak Propolis Damlambenim doğal antibiyotiğim. 

Propolis yapışkan, reçinemsi bir maddedir. Bal arıları değişik bitkilerden toplayarak kovanlarına getirirler. Arılar kovanı dış etkenlerden, mikroorganizmalardan ve diğer zararlılardan korumak için üzerini propolisle kaplarlar. Doğadan ki en güçlü antibiyotiktir. 

Size söyle bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir ara çok hastalandım. Ateşim 39 buçuğu gördü. iyileştim ama öksürük ve ciğerlerimde ağrı kaldı. Doktora gittim, kan tahlillerinden sonra hemen 1000  mg'lık antibiyotik yazdı. Çünkü kanımdaki iltihap oranı olması gereken değerden 3 kata daha yüksekmiş!
O kadar uğraş ilaç kullanmadan ateşi düşür tam atlattım de, sonra kanda ki değerden antibiyotik yazsın doktor. Kullanmak istemiyordum ama 3 kat yüksek iltihap oranı ile de hiç bir şey yokmuş gibi devam edemezdim. Ne yaparım diye düşünerek aktara gittim. Propolis damlayı gördüm. Propolis tonik cildim için kullandığımdan bunun doğal antibiyotik olduğunu biliyordum. 3 gün sabah öğlen akşam bu damlayı içtim ve 3 gün tekrar tahlil yaptırdım. Değerler normale gelmişti. 1 kutu 1000 mg antibiyotik yerine 3 gün doğal antibiyotik ile sağlığıma kavuştum.

Sadece  hastalık için değil normal zamanda da sabahları kullanıyorum ama piyasada bir çok farklı marka var. Ben organik olandan şaşmıyorum. Bir de alkolde çözeltilmiş olanı kullanıyorum. Su bazlı olanı değil. Kalabalık bir ortama mı girdim sabahları içiyorum. Grip salgını mı başladı bir kaç gün kullanıyorum, hasta mı oldum sabah öğle akşam yarım cay bardağı suya damlatıp içiyorum. Bu gne kadar çokta faydasını gördüm tavsiye ederim.

Hastalık için bir başka yardımcım tuzlu su.

Bir bardağa tuz atıp karıştırıyorum. Bununla sabah akşam hem burnumu temizliyorum hem de gargara yapıyorum. Mikroplar ilk buralara yerleşip çoğalıyorlar. Tuzlu su bu mikropları öldürmenin en doğal yönetimi. Ayrıca bazı gripte boğazda kaşınma, gıdıklanma hissinden kurtulmak içinde bire bir.  Gribin en salgın olduğu şu dönemlerde kalabalık ortamlardan sonra eve gelince tuzlu su ile yapacağınız burun temizliği ve gargara daha hasta olmadan sizi koruyacaktır. Hastalık sırasında da yardımcı olacaktır. Özellikle nezlede çok iyi geliyor. Bazen burun yıkama aparatı var eczanelerden alabilirsiniz. Ona tuzu su koyup onunla temizliyorum. Bu gerçekten nezlenin artmaması, burnumum tıkanmamasına yardımcı oluyor.

Bence gribin en büyük düşmanından biri de turşu suyu.

Limonlu mu sirkeli mi o fark etmez ama gerçek turşu suyu olması fark eder. Ya evde kendi yaptığınız turşu yada eski turşuculardan alacağınız turşu suyunu içmenizde grip mikrobuna karşı size yardımcı olacaktır.


Bir diğer grip için mucizevi yöntem soğan ve süt.

Aslında grip için en iyisi soğanlı süt.Biliyorum kulağa çok kötü geliyor ama bana bunu ilaç için eczaneye gittiğimde bir amca söylemişti. Hiç bir ilaç alma bir süt bir soğan al iç bana dua edeceksin dedi. Sonra bilimsel açıklamasını yapmıştı ve eski tübitak başkanı olduğunu söyledi. Tabi eve gittim ve dediğini yaptım gerçekten senelerdir grip olduğumda direk kurtarıcım.
Soğanlı Sütü hazırlamanız çok kolay;
1 kupa bardak sütü kaynatın
1 orta boy soğanı rendeleyin
kaynamış süte rendelenmiş soğanı atın sütün altını kısın 4-5 dk tıkırdatın.  Daha sonra tülbent ile güzel bir şekilde süzün. Soğanlardaki süt iyice süzülsün. Sonra bunu için. İnanın tadı düşündüğünüzden daha güzel. Ben sıcak süt içmeyen bir insan olarak bunu her gripte içiyorum ve gerçekten beni kendime getiriyor. Önerdiğim herkeste faydasını görüyor ve her gripte tekrarlıyor.


Bir diğer önerim ki bunu bütün kış kullanmanızda fayda var. Bal zerdeçal ve zencefil.

5 ölçü bal ilse 1 ölçü zerdeçal yarım ölçü zencefil.
Yani 5 yemek kaşığı bala, 1 kaşık zerdeçal, yarım çay kaşığı zencefil. Bunu 1 çay kaşığı sabah akşam için. Özellikle ciğerleri çok güzel temizler, öksürük için bir birdir. Çocukluğumda ne zaman öksürsem annemin hemen içirdiği efsane karışımdır.
Abim çocukken çok az ender görülen bir hastalığa yakalanmıştı. 40 derece ateş, öksürük bitap şekilde hastanelerde geçen bir süreç yaşanmış. Tedavi sırasında biri teyze anneme zerdeçal bal önermiş. Annemde kullanmış. Bir süre sonra doktorumuz siz bu çocuğa ne yaptınız diye sormuş. Annem de hocam koca karı ilacı diye anlatmış. Doktor ne yaptıysanız aynen devam edin ciğerleri tertemiz oldu demiş.
Bir  başka hikaye daha anlatmak istiyorum. Bir tanıdığım domuz gribi olmuştu kendisine zerdeçal bal önerdim. Oda zencefil ekleyerek içmişti. Doktor ilerleyen zamanlarda seninle aynı zaman hasta olanlar hala bronşitler siz onlara göre çok daha iyisiniz demiş.

Zerdeçal Bal gerçekten mucizevi bir karışım. Zencefil de eklenince ciddi anlamda güçlendiriyor vücudu. Hele ki sigara kullanıyorsanız belli aralıklarla sabahları aç karnına almanızı tavsiye ederim. Bu arada kullanılan bal çok önemli hakiki bal almanızı tavsiye ederim.


Bir başka sadece hastalıklarda değil bütün kış içmenizi önereceğim ısırgan otu ve zeytin yaprağı ile bitki çayı. 

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ara ara içebilirsiniz. Ofiste grip salgını mı var günde 2-3 bardak içmenizi öneririm. En güzeli zaten bağışıklık sistemini hep güçlendirmektir. Hastalık gelmeden siz bunları yaparsanız daha etkili olur. Ama hastalandınız mı bol bol bu doğal yöntemleri kullanarak hastalığı yendiğinizi göreceksiniz. Hatta ilaç kullananlara göre daha hızlı hastalığı atlattığınızı göreceksiniz.

Bir de Çörek otu yağı;

Sadece hastalandığınızda değil her sabah uyandığınızda bir çay kaşığı çörek otu yağı içerek güne başlamanızı öneririm. Bağışıklığınızı gerçekten kuvvetlendirecektir. Sadece bağışıklığı kuvvetlendirmiyor çörek otu yağı ama onu faydaları için ayrı bir yazı yazmak lazım.

Sadece yine organik sertifikalı bir yağ almanızı öneririm. Bu işin ne yazık ki dolandırıcısı çok var. Az miktarda çörek otu yağı  katıyorlar gerisini diğer yağlar ile seyreltiyorlar. Bir de gerçek çörek otu yağı içtiğiniz zaman boğazını yakıyor. Ben genelde direk boğazımdan aşağıya kaşık ile döküyorum. Eğer kolay içimli ise o yağ seyreltilmiş oluyor. Bazıları yaktığı için içemiyor onlar içinde bal ile karıştırıp içmeyi öneriyorlar aklınızda bulunsun.

Son olarak ateş için annelerimizden bildiğimiz kolonya su ve aspirini karıştırıp başa, eklem yerlerine bir bez ile belli aralıklarla sürmeniz ateşin yükselmesini engelleyecektir. 


Bir de terledikten sonra güzel bir kesenin faydasını göreceksiniz. vücut hastalandığımızda toksinleri terleme yöntemi ile vücuttan atıyor. Bu yüzden çocukken sıkı sıkı battaniye altına sokup terlememizi isterlerdi bizden. Fakat bir süre sonra gözenekler tıkanıyor. Bu yüzden çok sıcak olmayan bir su ile alacağınız duş ve kese gözenekleri açar. Akabinde hemen yine ateş yaparsa vücut korkmayın. Tekrar terleyip toksinleri atmaya çalışıyor vücut. Ateş vücudumuzun savunma mekanizmasıdır. Ateş ile vücut mikropları öldürmeye çalışıyor. Biz yükselen ateşi hemen ateş düşürücü alarak keserek aslında onun mikrop ile savunmasını engelliyoruz. Onun için 38 buçuk ateşi görene kadar ben hiç bir ateş düşürücü kullanmam. Ateşimin çok yükselmesini de kolonya su aspirin karışımını kullanarak engelliyorum. Bol bol terliyorum ve duş alarak vücudumun mikrop ile savaşmasına ateşimi kontrol ederek izin veriyorum. Ateş çıkması aslında bizim için iyi bir şey. Ateşten korkmayın bırakın vücudunuz mikropları yok etmek için savunmasını çalıştırsın. Bunu engelleyerek onun savunmasını bozuyoruz. Ateş 40 derecede insan için zararlı onun için 38 buçuk dereceye kadar izin verin. Daha da yükselmesini engellemek için ona yardımcı olun.


Bu yönetmeleri denemenizi öneriyorum. Grip olduğum zaman ben bunlar ile savaşıyorum.  Bol bol dinleniyorum, limon suyu ile c vitamini alıyorum. Bazen hastalığımın durumuna göre hepsini uyguluyorum. Hasta olunca hemen ilaçlar almamak lazım. Önce bağışıklık sistemimi destekleyerek ona yardımcı oluyorum. Ve çoğunlukla bu yöntemler ile vücudum yeniyor hastalıkları. Benim için ilaç ilk etapta çözüm değil en son ilaç ile tedaviyi düşünüyorum. Bu yöntemlerin gerçekten çok faydasını gördüm. Şüphem yok ki sizde faydasını göreceksiniz.



5 Ekim 2016 Çarşamba

Ekşi Maya

Ekşi Maya Nedir? Neden Gereklidir?

Daha önce size evde yapacağınız ekmek tarifi yazmıştım. Onu yazarken size ekşi maya tarifini de yazmak istiyordum. Geçenlerde doğal mayanın sağlığa faydalarını okurken bunu bu haftada ki yazımda sizlere anlatmak istedim.
İlk olarak şunu belirtmek isterim ki, Ekşi mayamı yapıp, onunla pişirdiğim ekmeğimi yemeden önce ''Amannn ekmeği zaten kendim pişiriyorum, bir de mayasınla mı uğraşacağım? Hem kuru maya ile ne fark olabilir ki?'' diye düşündüğümü itiraf edeceğim. Daha sonra eski bir arkadaşım ile konuşurken ekşi maya denediğini fakat olmadığını söyledi. Benim de uzun süredir hep aklımdaydı ve ekşi maya yapmanın zamanı geldi diye kollarımı sıvadım girdim mutfağa :)  5 günün sonunda ekşi maya ile yaptığım ekmeğimi yediğim zaman amaan ne uğraşacağım dediğime de bin pişman oldum. İlk önce şunu söylemek istiyorum ekşi maya yapmak zor değilmiş. Sadece zaman çok önemli. Ekşi maya zor diye tedirginlik varsa hiç öyle düşünmeyin.  (Bununla ilgili detayları aşağıda yazacağım.)
Ama kuru maya ile kendi ekşi mayanız arasında ki fark gerçekten çok. Bunu ekmeğimi yediğim ilk anda bile fark ettim. Sadece tat, lezzet değil. Ekmeği sindirmek daha kolay, şişlik yapmıyor, daha çabuk doyuyorum ve tok tutuyor. Bunlar sadece benim ilk anda hissetiklerimdi. Ve belirtmek istediğim bir diğer noktada ben bazı günler organikçiden ekşi mayalı ekmek alıyordum. Onun ile bile kendi evimde yaptığım maya arasında ciddi farklılıklar var.

Ben size ilk neden ekşi maya onu anlat istiyorum. İlk olarak;

Maya; tek hücreli bir mikroorganizmadır. Bir çeşit mantardır ve pek çok çeşidi bulunur.  Başta ekmek olmak üzere çeşitli unlu mamullerin, şarap ve şarap gibi içkilerin üretiminde kullanılır. Yani maya bir canlıdır ve insan sağlı için aslında çok faydalı ve yararlıdır. 

Ama mayayı tabiki endüstriyel olanını da alabilirsiniz. Marketlerde kuru maya veya yaş mayada vardır ama sizin evinizde yapacağınız yaş mayada katkı maddesi olmayacak. Un, su, tuz. 3 malzeme. Bu 3 maddeyi karıştırıp belirli bir süre ( bunu ekşi maya nasıl yapılır yazısında anlayacağım) Yaşan bir maya elde ediyorsunuz. Kendine has ekşiliği, tadı ve yapısı olan bir maya ve bunu ekmek ve diğer hamur işlerinizde kullanıyorsunuz.  


Peki bunun size faydası ne? Ekşi Maya neye yarıyor? 
  • Ekşi Maya ile yaptığınız ekmeğiniz kolay sindirilir, şişkinlik yapmaz. 
  • Ekşi Mayada pek çok aktif bakteri, mantar  kültürleri mevcuttur. Bu yüzden daha çok probiyotiktir. Yani yaşayan bir ekmektir.
  •  Peki bu Probiyotik nedir? derseniz; sindirim sisteminde belirli sayıda bulunan ve tüketildiğinde bireyin bağırsaklarındaki bakterilerin sayıca dengesini sağlayarak sindirim sistemi ve bağırsak sağlığını koruyan canlı mikroorganizmalar ve/veya bileşenleri tanımlamaktadır.
  • Ekşi maya, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde sindirim sisteminizi düzenler. Özellikle hassas bağırsak sendromu şikayetlerini azaltır. 
  • Yine Probiyotik özelliği sayesinde hastalıkları önleyici etkiye sahiptir. 
  • Ekşi mayalı ekmeğinizi az yer ve  en güzeli doyarsınız. Kan şekerinizi hızla yükseltmez ve daha da güzeli uzun süre tok tutar. Kilo vermek isteyenlere duyurulur. 
  • Kendine has tadı ve kokusu vardır. Doğaldır. Ekşi mayayı siz yaptığınız için, içinde ne var bilirsiniz. Katkı maddesi, korucu madde yoktur. Doğaldır canlıdır. yaşar ve sizin sağlığınıza sağlık katmak için yaşar. 
  • Ekşi Mayalı ekmeğiniz geç bayatlar, lezzetlidir. İçinde bol çeşit ve mantar vardır ve bunlar lezzetini artırır. Ayrıca mayanız yıllandıkça ekmeğiniz daha da uzun zaman taze kalacaktır. 
  • Yıllanmış mayanın içinde bakteri çok ve mantar bakımından zengin maya olduğu için ekmeğiniz çok daha lezzetli olacaktır. 
  • Besleyicidir. B vitamini bakımından zengindir. B12 vitaminini artırır. 
  • Ekşi maya bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Ayrıca son zamanlarda yapılan araştırmalarda kanseri önlemede yardımcı olduğu tespit edilmiş. 
  • Diğer mayalara alerjisi olandan bile güvenle tüketebilir. Ekşi maya alerji yapmaz. 
  • Diyet yapıyorsanız ekşi maya ile yaptığınız bir dilim ekmeğin size faydası olacak. Yukarıda yazdığım gibi kan şekerinizi hızla yükseltmez, Az ekmekle doyar ve uzun süre sizi tok kalırsınız. 
  • Ekşi maya hiç bitmez. Her yapışta ayırdığınız için devamlılığı vardır. En önemlisi her seferinde daha da olgunlaşır ve lezzetlendir.  
Ekşi Maya yapımı için zor derlerdi. Zor değilmiş; sadece 5 gün boyunca sadece az bir sürenizi ona ayırmanız gerekiyormuş. Daha sonra da haftada en az 1 kez ekmek yapmanız lazım veya ben bu hafta ekmek yapmayacağım derseniz onu su ve un ile beslemeniz lazım. Sonuçta oda canlı ama sizin sağlığınıza sağlık katmak için var. Ve bence bu kadar emeği fazlasıyla hak ediyor:
Ekşi maya ile yapacağınız ekmekler sizin hayatınıza hem sağlık, hem de lezzet katacak.

Hadi şimdi  ekşi mayamızı hazırlayalım <devam>




Ekşi Mayalı Ekmek


Ekşi Mayalı Ekmek



 
                            Tam Buğday Unu İle Yapılmış                Siyez Unu İle Yapılmış 
                                  Ekşi Mayalı Ekmek                            Ekşi Mayalı Ekmek 
  

Ekşi mayanız ile ekmek yapmak çok kolay. İlk olarak önceden hazırladığınız mayanızı tekrardan kullanmak için hazırlamayı unutmayın.  Ekşi mayanızı tekrardan hazırlamak için devam 

Ekmeğiniz için mazemeler
4 su bardağı organic tam buğday unu (İsterseniz Siyez unuda kullanabilirsiniz yada çavdar yarım yarım da koyabilirsiniz. 2 bardak buğday unu 2 bardak çavdar. Tercih size kalmıştır. )
1.5 su bardağı ekşi maya (Ekşi maya tarifi için devam)
2 su bardağı ılık su
1 çorba kaşığı kaya tuzu
1 tatlı kalığı pekmez veya bal

Bütün malzemeleri derin bir kaba koyup yavaş yavaş karıştırarak yoğurabilirsiniz. Ama ben unumu koyuyorum ortasını açıp içine mayamı tuzumu ve pekmez veya balımı koyuyorum ve ılık suyu yavaş yavaş ekleyerek bir yandan da karıştırıyorum. 10 dakika hamurumu güzelce yoğuruyorum. Hamurunuzun elinize yapışmamsı için eliniz ara sıra ıslatın. Bunu ben yanıma bir kap alıp içine içme suyu koyarak yapıyorum.

Hamurunuzu güzelce yoğurduktan sonar ekmek kalıbına koyun.Dilerseniz kalıbın içine yağlı kağıtta koyabilirsiniz. Bir de daha önce ki ekmek tarifimde dediğim gibi ince dikdörtgen bir kap  kullanıyorum. Veya kek kalıbında da güzel oluyor. Çok kalın döktüğümde içi tam istediğim gibi pişmediğim için bir kek kalıbı kullanıyorsam yarısına kadar koyuyorum.
Yalnız hamurunuzdan bir sonra ki ekmek için bir çay bardağı hamur alıp ayırmayı unutmayın. Ayırdığınız bu hamuru nasıl saklayacağınızı aşağıda yazacağım. 

Hamurunuzu kalıba döktükten sonar üstünü ıslak elle düzeltiyorum. Üzerini pamuklu bezle kapatıp bekliyorum. Ilık bir yere koyarsanız hamurunuz daha güzel kabaracaktır. Çok sıcak bir günde güneş ışığı değil ama sonbahar ve ilkbahar mevsimlerinde akşam güneşi olabilir yada peteğin yakınına koyabilirsiniz.
Hamurunuzun kabarması evin sıcaklığına bağlı 4 saat sürebilir. Daha da uzun sürebilir. Ben bazen sabah hazırlıyorum akşam eve geldiğimde fırına veriyorum. Veya akşam hazırlayıp sabah fırına veriyorum. 

Fırınızı önceden 200 (turbo 180) derecede ısıtın. İçine de su dolu metal bir kap koyun. Ekmeğinizi fırına koymadan önce de üzerine elinizle su serpin. Ekmeğinizi fırının alttan ikinci rafına yerleştirin. 10 dakika sonra fırın ısısını 180 (turbo 160) dereceye düşürün. 40-50 dakika pişirin.
Daha önce de söylemiştim süre fırından fırına değişiyor. Bu sebepten ekmeğinizin piştiğini en iyi siz anlayacaksınız. Ekmeğinizin üzerine vurduğunuzda tok bir ses geliyorsa pişmiştir. Bir bıçak yardım ile de anlayabilirisiniz.  Bıcağınızı batırıp çıkardığınızda ucu yapış yapış hamur olmuyorsa pişmiştir. Bazen ufak bir parça keserekte baktığım oluyor.

Ekmeğiniz piştikten sonra kalıptan çıkarıp hava alabileceği bir yerde ılınmaya bırakın. Pamuklu beze sararak muhafaza edebilirsin.


Artık Ekşi Mayalı ekmeğinizin afiyetle yiyebilirsiniz.

Ayırdığınız hamuru bir sonra ki ekmek için saklamadan önce beslemeniz gerekiyor. Ekşi Mayanızı Saklamadan önce yapamanız gerekenler devam 



Ekşi Maya (Ekşi Hamur ) Nasıl Hazırlanır?

Ekşi Maya (Ekşi Hamur ) Nasıl Hazırlanır?

Organik tam buğday unu, içime suyu ve tuzunuz varsa mayanızı yapmaya başlayabilirsiniz. Bunların yanında bir de genişçe bir çanak, tahta kaşık  ve pamuklu bir beze ihtiyacınız olacak.

Ekşi Mayanın yapılışı;


1.Gün:

1 su bardağı organik tam buğday unu
1 çay bardağı içme suyu
1 tutam kaya tuzunu cam kasenin içinde eliniz veya tahta bir kaşıkla karıştırın.

Üstüne tülbent örtüp( pamuklu bir bez) 2 gün oda sıcaklığında bekletin. 

----------------------------------------------------------------------------------------------


3. Günde hamurunuza baktığınız zaman
 hamurunuz bu şekilde görünecektir. 


3. Gün:
Hamurdan hafif ekşimsi bir koku gelmeye başlar. Hamurun üstü çatlar ve hafif bir sertlik olur. Çanağın altından baktığınız zaman küçük hava kabarcıklarının oluştuğunu göreceksiniz.
Bu hamurun üzerine;
1 su bardağı un
1 çay bardağı su ekkleyerek tekrar yoğurun. (veya kaşıkla güzelce karıştırın)
Üstü örtülerek 1 gün dinlendirin.


----------------------------------------------------------------------------------------------




4. Gün hamurunuz bu şekilde görünecektir. Çanağın altına baktığınız zaman küçük hava kabarcıkları daha belirgin olduğunu göreceksiniz. 



4. Gün: 
Hamurunuzun kokusu biraz daha ekşimtrak kokar. Hamurun kabarmış olduğunu göreceksiniz. Hava kabarcıkları çok daha belirgindir.
Bu hamurunuzun üzerine;
2 su bardağı un
2 çay bardağı su ekleyerek tekrar yoğurun veya tahta kaşığınız ile karıştırın.
Üstünü tekrar örterek 1 gün daha bekleyin.



----------------------------------------------------------------------------------------------

5. Gün hamurunuza baktığınız zaman  daha çok kabarcıkları göreceksiniz. 




5. Gün:
Ekşi mayanız artık hazır.  Daha çok kabarmıştır ve bir sürü hava kabarcığı görüceksiniz. Çok tatlı bir ekşi kokusu vardır.
Artık bu ekşi mayanız ile dilediğiniz ekmeği veya hamur işini hazırlayabilirsiniz.
Yalnız önemli bir nokta mayanız güzel bir ekşimtrak kokusu olmalıdır. Bozuk yiyecek gibi kötü kokuyorsa veya üzerinde değişik renkte küf oluşmuşsa atmanız gerekiyor. Ağır, kötü kokması zararlı bakterilerin ürediğini gösterir.

Bir sonraki ekmeğiniz için 1 çay bardağı saklamayı unutmayın.


Ekşi maya hazırlamak çok kolay. 
Sadece dikkat edeceğiniz belli başlı önemli noktalar var. 


  • İlk olarak ununuzun organik olması lazım, 
  • Bir diğer konu koyacağınız suyun, içme suyu olması lazım, Klorlu su iyi gelmez. Kullandığınız su sıcak olmasın, sıcak su mayayı öldürür. Parmak yakmayacak kadar ılık olması en iyisidir.
  • Bir de evin sıçaklığı da mayalanma sürecinde önemli. Sıcaklığın 18-22 derecede olması tavsiye ediliyor. Çok sıcakta bekletmeyin. Hamurun çok fazla ekşimesine hatta bozulmasına sebep olabilir. Eğer aşırı sıcakta yapıyorsanız daha uzun sürede olgunlaşsa da, buzdolanında dahi bekletebilirisniz
  • Sadece yerli buğdaydan öğütülmüş organik un kullanın. Hibrit buğdaydan öğütülmüş olan unlar kuvvetli değildir. Unun içine ağırtıcı, bozulmasını önleyici vs kimyasal malzeme girmemiş olmalıdır. Bunun için organik un kullanmanızı öneriyorum.

Ekşi Maya Nasıl Saklanır?
Bir sonar ki ekmeğiniz için ayırdığınız ekşi mayanızı nasıl saklayacaksınız.
Yazının Devamı İçin

Önceden hazırladığınız ve sakladığınız Ekşi Maya ile Yeniden Ekmek Yapmadan önce mayanızı tekrar beslemeniz gerekiyor. Bunun için yapmanız gerekenler
Yazının Devamı İçin